Merhaba, benim adım Anas. Babamın verdiği isim bu.
Size yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum, belki sizin için çok değerli değil ama umarım okuyan herkes için ilham kaynağı olur.
Bu olay ben henüz lisedeyken oldu. 2015 öncesini hala hatırlıyorum. Her öğrencinin eğitimine veya işine devam etmeyi seçtiği anda. Ne yapacağız lise mezun olduktan sonra.
Kafam çok karışık. Eğitimime devam etmeyi gerçekten çok istiyordum ama ailemin ekonomik durumu beni bırakmaya zorladı. Abilerim ve Ablalarımın fikrini sordum. Cevap, üniversiteye gidemem. Aynı şekilde annem ile. Nedeni basit, çünkü hazinemiz yok. Özellikle babam 2011’de ayrıldığından beri. Ekonomik durum pek iyi değil.
Bu nedenle, üniversiteye girmek için birçok fırsatı da kaçırdım. Endonezya’da her yıl bir devlet üniversitesine girmek için üç aşama vardır. İlk aşama, SNMPTN (Devlet Üniversitelerine Girmek İçin Ulusal Seçim). Bu aşama zor değil, sadece formu dolduruyoruz ve lise diplomamızdaki notumuza uygun bir bölüm seçiyoruz. Ve bundan yararlanmadım çünkü eğitimime devam etmeyeceğimi düşündüm.
İkinci aşama olan SBMPTN hattı (Devlet Üniversitelerine Girmek İçin Ortak Seçim). Bu aşamada yazılı bir test yapıyoruz (matematik, fen, sosyal bilgiler, dil, IQ) ve testin sonuçlarını istediğimiz her üniversiteye girmek için kullanıyoruz. Kayıt oldum ama sınava girmedim.
Üçüncü aşamada ise her üniversitede yapılan sınava giriyoruz. Yani her üniversitenin yeni öğrenci kabul etmek için kendi sınavı vardır. Ve belli ki onu takip etmedim.
Kararım oybirliğiyle, liseden mezun olduktan sonra bir yerde çalışacağım.
Sonunda arkadaşlarımdan biri bana sordu. “Nas, yurtdışında bir bursa katılmak ister misin?” İlk başta reddetmiştim ama bu bursun tam olduğunu anlattı. Harç parası, yemek parası, harçlık, yol parası, konaklama parası verdiler. Sadece iyi okumamız gerekiyor. Ama şartı var, Kur’an-ı Kerim’i en az iki cüz ezberlemelidir.
Liseden mezun olmadan iki hafta önce yaşanan bu olayı hala çok net hatırlıyorum. Ve buna katılıyorum, teste girdim, kazandım.
Annem başta izin vermedi ama ben Anneme dedimki” Anne ben eğitimime devam etmek istiyorum. Ama söz veriyorum senden para istemeyeceğim, hiç bir kurus bile. Benim için dua etmen yeterli.”
Elhamdülillah Allah’ın izniyle çeşitli imtihanlardan geçtim. Test ve müracaat geçtim. Hepsini geçtim Sonunda Türkiye’ye gittim. Ben ve iki arkadasim, aynı okuldan.
Komik olan şey, ben bilmediğim ülkeye gideceğim. Türkçe konuşmayı bırak, onu zaten bilmiyorum. Türkiye nerede olduğunu bile bilmiyorum. Tek bildiğim şey, Türkiye islam bir ülkedir. O kadar.
Türkiye’ye geldikten sonra kendimizi çalışma faaliyetlerine katılmaya hazırladık. İlk yıl Türkçe öğrenmek zorundaydık. Tabii ki çok eğlenceli. Çünkü yeni bir dil öğreniyoruz. Aslında daha önce başka bir dil öğrendim. İngilizce ve Arapça gibi. Ama ilk defa doğrudan ülkedeki dili öğreniyorum. Yerel insanlarla iletişim kurunma.
Komik bir şey oldu. Benim ülkemde Sarung (Malaya peştemâli) kültürümüz var. Endonezya’da her gün alışkanlığımız budur. Ve ben zaten Türkiye’de olduğumu unuttum. Artık Endonezya’da değil. Ramazan ayı Dil hocamızın evinde iftar etmeye davet edildim. Ve Sarung giyiyorum. (Mahoş bilmeyen okuyucular için, şekli genellikle kadınların giydiği bir etek gibidir). Biliyor musun, her göz üzerimde. Sonunda Endonezyalı arkadaşlarım bana söyleyene kadar kafam karışmıştı. Benim için utanç verici bir olaydı.
Zaman hızlı akıyor. Bir yıl, iki yıl. Türkiye’deki hayatım hala iyi. Hala bursum var ve çalışma faaliyetleri de hala iyi. Ta ki sonunda bursum kesilene kadar.
2017’de eğitimimizin parasını ödeyen okul artık bizi karşılayamaz hale geldi. Ve o yıl sorun yaşamaya başladım. Nasıl olmasın, Türkiye’de ailem yok, pek çok fazla bilgim yok ve ne yapacağımı bilmiyorum.
Neyse ki, buradaki öğretmenlerden bazılarını tanıyorum. Hayatta kalmamıza yardımcı olurlar. O yıl okul ücretlerimizin ödenmesine yardımcı oldular. Yemek için sırayla bizi veriyorlar. Hala hatırlıyorum, Allah hocalarımızın tüm iyiliğini karşılasın.
Sonunda yaza kadar, iş dünyasını ilk kez tanıdım. Bir restoranda çalışıyorum. Sadece yazın çalışıyorum. Üç aylık iş. Ondan sonra üniversiteye gittim. O zamanlar ekonomik durumum çok kötüydü. Ekonomik durum henüz istikrarlı değil.
2018 yılında Trabzon’daki Endonezya öğrenci topluluğun başkanlığına atandım. O zamanki işim öğrencileri bakmak ve Endonezya’yı yerel topluluğa tanıtmaktı.
Sonunda birçok yerel kuruluşla tanıştım. Onlardan biri organizasyonun adı KULDER’dir. İlk başta, bu organizasyonun diğerleri gibi bir organizasyon olduğunu düşündüm. Asıl amaç sadece popülarite aramak ve ardından satış alanları oluşturuyorlar. Ya da sadece bir sonraki seviyeye geçmek için bir basamak.
Ancak oluşturdukları bazı etkinliklere katıldıktan sonra bu organizasyon hakkında ikinci kez düşündüm. Bu teşkilat sadece bir teşkilat olarak değil, ailelerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Aile olduğumuzu hissettiriyorlar.
Sağladıkları faaliyetler onlar için değil, bizler için. Örneğin, gezmeye çıkmak istiyoruz. Kolaylaştırırlar. Endonezya’yı tanıtmak istiyoruz, kolaylaştırıyorlar. Turnuva istiyoruz, kolaylaştırıyorlar. Aslında zor zamanlar geçirdiğimizde bize güzel imkanlar sağladılar.
Ayrıca pek çok dezavantajlı öğrenciye yardım ediyorlar. Her ay burs vererek. Hatta bize kalacağımız yer bile, ev ya da yurt hazırlanıyorlar. Özellikle ben, Kesinlikle böyle hissediyorum. Bugüne kadar. Evde kalmama rağmen bize çok yardımcı oldular.
En çok hatırladığım ve hayatımda asla unutmayacağım olay. Geçen yıl, kesin olarak 2022, Ramazan ayı. Annem vefat etti. Sevdiğim insanlar, beni her zaman destekleyen insanlar bu fani dünyadan gitti. Çok üzgünüm. Ancak, kendimin çok farkındayım. Elimden birşey gelmez. Son kez yüzünü bile göremedim.
Annem doğduğum yer olan Endonezya’da yaşıyor. Kendimi ondan çok uzak olan Trabzon’da hissederken. Yaklaşık 10.000 km’dir. Çarşamba, hala hatırlıyorum. Amcamdan haber aldım. Yapabileceğim hiçbir şey olmadığı için sonunda sadece ağladım ve her şeyi düşüncelerimde tuttum.
Sonra akşam KULDER başkanı beni aradı. “Anas, yarın senin evinde iftar eder miyiz?” Öyle demişti Ömer Salimoğlu Hoca. Tabii ki buna izin veriyorum. Dolaylı olarak burada benim Abimdir.
Ertesi gün, birkaç kişiyle birlikte geldiler. Ayrıca il göç idaresi başkanı da onunla birlikte geldiler.
İftar açıp cemaatle namaz kıldıktan sonra biraz sohbet ettik. Sohbette ona annemin vefat ettiğini söyledim. Sonra “Tamam, seni Endonezya’ya göndereceğiz” dedi.
İki saat içinde Türkiye Endonezya biletinin parası alındı ve ben doğruca evime gittim. Annemin yüzünü göremesem de en azından onların yardımıyla annemin mezarının ıslak toprağını görebiliyordum.
Bana yaşattıkları tecrübe buydu ve inşaAllah asla unutmayacağım.
Başta Ömer Salimoğlu Hoca olmak üzere hepinize Allah razı olsun. Yüce Rabbimiz size iyilik, sağlık, mutluluk ve huzur versin inşallah.
Anas Supardi/ENDONEZYA




